23 Mart 2012 Cuma

Yara

Nereden geliyorum, nereye gidiyorum belli değil. Öyle bir rüzgara kaptırdım ki kendimi dur dememe imkan bırakmadan hızla ittiriyor beni.

Feci bir hafta oldu gene, feci derken kötü değil. Bilakis, pek keyifli. Ama çok hareketli! Yoruldum, ha yığıldım ha yığılacağım.

Haftanın ilk günü spora düşürdüm kendimi, ikinci günü sevdiklerim evimi şenlendirdi. Uzun soluklu bir kahvaltı, üstüne kahve keyfi ile dedikodunun dibine vuruldu. Seni de çekiştirdik arada, eksik kalma diye.

Üçüncü günü yataktan kıvranarak kalktım, gerisin geri gene döndüm yastığa. Kalkarım, kalkamam derken baktım kalkmışım da yola düşmüşüm bile. Taaaa uzaklara, cennete gittim.





Duvardan duvara DVD'ler, kitaplar, dergiler, Cd'ler... Fırında levrek, masada mezeler, kadehte Yeşil Efe, yanımda eski bir dost. Sohbet, film, yemek derken sabah olmuş, gözümde hala uyku yok.



Dördüncü günü akşamı yavrunun yokluğunu fırsat bilip Kadıköy keyfi, oh ne ala!

Beşinci gün, bugün. Sabah kalkıp şöyle bir kahve+tost geçiştirmesinden sonra biraz ekran başı iş,güç ve ardından doğru sokağa tabii. Yavrunun okul çıkışına yetiş, koşturmacanın dozu artık fenaa. Eve döndükten sonra dolaptan çıkan kocaaaman kamp çantasına gömülüp, "onu da alayım, bunu da unutmayım" telaşı.

Haftanın 6. ve 7. günü kampta olacağım, çantam da ruhum da hazır şimdi artık. Yağmur da yağsa, kar da olsa umrumda değil zira sevdiğim dostlar yanıbaşımda. Sorarım size iki güne nasıl sığacak bu kadar sevda ?

Ve sorarım gene size, bu aralar ne gereksiz şeyler yazıyorum değil mi diye...

İçime dönük yazmak istemiyorum, oralar çok karanlık çünkü. Her kendime döndüğümde hüzün ve özlemden, üzüntü ve öfkeden başka birşey göremiyorum. Babam toprak olalı bir yıla dayandı neredeyse. Geçen sene bugün hastaneye yatırmıştık, bana bakışı bu gün gibi aklımda. Yitirmek, çaresizlik, teslimiyet ne zor şeymiş meğer. Diyorum ya içim fena, dönüp bakmak zor. Bakınca satıra dökmek daha da zor.

Her dışarı baktığımda ise küfretmeden yazı yazabilmemi imkansız kılacak haberlerle karşılaşıp, sövüp saymaktan yorgun düşüyorum.

İdare edin beni, bu aralar içimde çaresiz bir kız çocuğu var. Ve tüm mutsuzluğuyla tepiniyor, bağırıyor, çağırıyor, ağlıyor. Bazen de hiçbir şey olmamış gibi üstünü örtüp, hepsini içine gömüyor ve hayatla birlikte bir koşu tutturup oradan oraya savruluyor. Çocuk aklı bu ya, yaralarını görmezden gelince yok olucaklar sanıyor...

5 yorum:

aysema dedi ki...

Yaşam her şeye rağmen devam ediyor, idare ediyoruz işte. Aynı durumlardayız haberler çıldırtıyor, kayıplar içerde ağlatıyor, güzelliklerle yine de var, iyi ki...

absalom dedi ki...

görmezden gelince yok olacağını sanmak iyi bi oyundur sokak kedisi...
kendimden biliorum.

bi rakı sofrası gördüm sanki temin:))
yeşil efe felan.
gerçi ben klasiğini tercih ederim amma olsun efe efedir rakı rakıdır.

rakı için kadınlara karşı da özel bi sempatim var bunu da burdan belirteyim :))

belirttim.
gideyim.

Dışavurum dedi ki...

Her şey güzel olacak...

beenmaya dedi ki...

bir daha Kadıköy yaptığında haberim olsa ya :)))

Sokak Kedisi dedi ki...

Aysema;
Hayat büyüdükçe zorlaşıyor sanki. Gelecek güzel gelsin...

Absalom;
Yaş üzüm fena sardı beni Absalom, olmazsa olmaz hani :) Büyümek, özlemek, yitirmek, beklemek, görmezden gelmek, içmek, ummak. İşte hayat...

Dışavurum;
Öyle ümid ederek uyanıyoruz her güne değil mi, umarım öyle olucak...

Beenmaya;
Mayacım sen "Kadıköy" de, beni yarım saat sonra orada bil :))) Pek keyif alırım...

Free Counter