11 Aralık 2012 Salı

Zordur gitmek kendinden





Dokunduğumuz, temas ettiğimiz her şeye biraz kendimizden de bulaştırıyoruz sanki. Vakti geldiğinde kolayca ayrılamamızın nedeni de bu belki.

Eski bir dolap, kullanılmış bir ajanda, rengi solmuş bir kırlent, kenarı çatlamış bir fincan, sayfaları çizilmiş bir takvim, yıllar öncesinden kalma bir telefon defteri, eski okul kitaplarımız, küçülmüş bir tişört, her yeri pamuklanmış bir kazak, ilk sevgilinin iki satırlık mektubu, son kullanma tarihi yıllar önce geçmiş bir poşet kahve, ilkokuldan kalma bir tebrik kartı ve hatta belki artık nereyi açtığını bile hatırlamadığımız bir sürü anahtar...

Kimisi iyi anılarımıza, kimisi ise kötü ama kalıcı tecrübelerimize ait bit sürü dokunulmuşluk birikiyor ömrümüzde. Hepsi iyi diye değil, hepsi özel diye değil, üstelik bir başkası için çöp sayılacak bir sürü şey doluveriyor can evimize ve hepsi bize dair diye birikiyor kişilik çekmecelerimizde.

İnsanlar da öyle. Bazılarının eline değince ruhunu görüyor, bazılarının koynuna da girsek duygusunu hissedemiyoruz. Ancak hepsine dokunmuş, yaşamış ve kendimizi katmış oluyoruz. İyi diye değil, vazgeçilmez diye değil, hala sevdiğimiz için bile değil hani... Bize dair, bize ait, bizden, bizim oluveriyorlar temas etmemizle birlikte. İçselleştiriyor, sahip oluyor ve kendimizi de dahil sayıyoruz.

Vakti geldiğinde de gidemiyoruz. Kendini ardında bırakıp uzaklaşmak zor çünkü...







.............(Görsel alıntıdır)..........


1 yorum:

özlem öztürk dedi ki...

Zaman zaman- elimde kalmışlarsa eğer- dokunurum yukarda saydıklarından bir çoğuna...Elimde kalmayanlar içinse üzülürüm.
Mesela babamdan sakladığım, örme kahverengi eski bir süveter vardır, her zaman kazaklarımın olduğu rafta tutarım. Her kazak arayışımda elime gelir, gözüme dokunur. Sabahları bir buruklukla beraber, dudağımın kenarına bir gülümseme oturur.
Hatırlattığı duyguyu severim.
Hele bir moda olsun örme süveterler yine, büyük müyük demeden giyeceğim:)
Eline sağlık, akşam hatırlattıkların için...

Free Counter