18 Mart 2011 Cuma

Felaketi Beklerken



Dünya bir hafta önce, 11 Mart sabahı Japonya'da meydana gelen depremin etkisinde hala.

Deprem sonrası oluşan dev dalgalar; şehirleri, kasabaları yuttu ve bizler, sıcak, güvenli evlerimizde izledik ölümden kaçmak için çırpınan o insancıkları.

Neyse bitti diyecekken, bir de baktık ki nükleer santrallerde patlamalar başladı. Tam onlar da önlendi, herşey yolunda diyeceğimiz sırada bir patlama daha, ardı ardına gelen radyoaktif sızıntı haberleri, tehdit derecelerinde artışlar ve karantina bölgelerinde kalıp ailelerinden, hayatlarından soyutlanan insanlar gördük ne yazık ki.

Fukuşima'daki santralin üstünde uçup duran, deniz suyu ile soğutma çalışmaları yapan helikopterler, yangın uçakları durmadan çabalarken bu sefer de Japonya; her felaketin üstesinden gelecek bir güce sahip dediğimiz Japonya; Dünya ülkelerinden yardım istedi. İmdat çağrısı yaptı, destek diledi. Kendi elleriyle inşa ettikleri, son teknolojiyle donanmış ve insan hayatına konfor katması için yaratılmış nükleer santrallerine bir türlü DUR diyemedikleri için.

Radyoaktif madde yüklenmiş radyasyon bulutları Dünya üstünde yol alıyorlar artık. Tokyo'ya ulaşmaz denirken, tehdit Amerika'ya kadar dönmüş durumda. Herkes tedirgin, herkes çaresiz, herkes şaşkın.

Çernobil'i hatırlayanınız var mı?

Çernobil'den sonra yaşanan acıların günümüze kadar taşındığını bilmeyeniniz var mı?

1986'dan 2011'e. Bugün, olayın üstünden 25 yıl geçmişken dahi Van Gölü'nün tabanında o dönemden kalma radyoaktif madde bulunduğunu izliyoruz. Ne acı...

Bu yazıya Çernobil'den sonra dünyaya gelmiş bebeklerden resimler koysam mı diye düşündüm ama görsellere bakabilmem bile mümkün olmadı, öyle fenaydı ki yüreğim dayanmadı izlemeye. Çok fena, korkunç ve yürek dayanmayacak görüntüler onlar. Ama durumu esas korkunçlaştıran ne biliyor musunuz?

Hepsi gerçekler...

Bir film sahnesine ait değiller. Makyaj veya dijital teknik değil onları bu değişikliğe uğratan. Radyasyona maruz kalmış nesillerin sonuçları onlar sadece...

Günümüzde boyutları daha büyük olacak bir patlama için geriye sayıyor insanlık. İyot tabletleri stoklanıyor, aileler panik içinde ne tedbir alabileceklerini araştırıyorlar.

Fukuşima 50'si adı verilen 180 kişilik ekip - ki orada kalmaya devam etmek, intahar etmekle eşdeğer - santraldeki görevlerini bırakmadan, canlarını ortaya koyarak insanüstü gayret sarfediyorlar. Bir yandan da yakıt çubuklarını soğutmak için dışarıdan bir elektrik hattı çekilmeye çalışıyor hızla. 180 kişilik bu kahraman grup, 50 kişilik ekipler halinde vardiya alıyor ve tüm insanlık için çalışıyorlar.

Dilerim beklenen olmaz ve tüm bu gayretlerin olumlu bir sonucu, herkesin yüzünü güldürecek bir nihayeti olur.

Ama ya olmazsa?

Durum fena. Bu feci tablodan ders alabilmiş olsak bari diye düşünüyorum tabii ama sonuç ne yazık ki umduğum gibi değil. Malesef ülkemin idari kadrosu, iktidarı "Hamdolsun bize birşey olmaz!" mantığıyla Nükleer Santraller konusunda ısrarcı ve geri adım atmamak konusunda da son derece inatçı.

Tüm dünyayı bizde olan bitene hayretle bakarken görüyorum ve inanın ben bile şaşkınlığımı gizleyemiyorum.

1986'da halkın karşısına geçip radyasyonlu çay içme zevzekliğini gösteren, dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral "Dinine, imanına inanan radyasyon var, demez" diye konuşmuştu. Bu ismin, kazadan sonra krizi kontrol etmek için kurulan Türkiye Radyasyon Güvenliği Komitesi'nin açıklama yapmaya yetkili tek kişisi olduğunu da hatırlatmak istiyorum.

Demek ki bizler geçmişten ders almayı gerçekten bilmiyoruz. Ve görünen o ki sadece felaketler ve değişen dünya düzeni ile savaşmamız, tedbirler almamız yetmiyor; halk olarak hep birlikte öncelikle cehaletle başa çıkmamız gerekiyor.

İşimiz çok zor. Allah yardımcımız olsun...

4 yorum:

Meyra dedi ki...

nükleerle evimizdeki tüpler eş değer tutulan bir ülkede artık bana hiçbişey garip gelmiyor malesef:( cehaletttende öte bir durumdayız içim acıyor resmen.ama kimin umrundaki!
sevgiler ne güzel bir yazı olmuş

Ayşin dedi ki...

çok duyarlı ve gerçekçi bir yazı tebriklerr

Sokak Kedisi dedi ki...

Meyra;
Teşekkür ederim. Şaka gibi ama değil mi...
Cahili gütmek her dem kolaydır. Düşünmeyi bilmez, senin daha bilgili olduğuna inanırsa sorgulamadan her dediğini kabul eder. Sırf bu kolaylık yüzünden cahil tutulan insanımıza ağlıyorum...

Sokak Kedisi dedi ki...

Ayşin;
Merhaba, hoşgeldiniz.
Teşekkür ederim :)

Free Counter