Şu saniye plajdayım...
Yanımdaki şezlongda yabancı, orta yaşlarda bir çift yayılıyor.
Kadın sabahtan beri şuursuzca güneşlenmekte. Adamın elinde bir tablet, gözünü kırpmadan onunla meşgul.
Neden birlikte tatile gelmiş bunlar bilemedim...
Neyse, adamın durumuna düşmemek için dedikoduya ara veriyorum ;)
Serin kalın..
3 Temmuz 2012 Salı
Yine baharlar gelecek...

Bir ağaç gibi dik durmalı insan,
Dallarına konan kuşlar, uzaklardaki sıcağın çağrısına kayıtsız kalamayıp
birer birer uçup gittiğinde bile...
Bir ağaç gibi dik durmalı insan,
Bedeninde dalgalanan yapraklar, rüzgarın şiddetine dayanamayıp
teker teker süzülüp düştüğünde bile...
Bir ağaç gibi dik durmalı insan,
Bedeninde palazlanan, ciğerini tüketen yalancı, yabancı sarmaşıklar
hayatını sarıp, sarmaladığında bile...
Bir ağaç gibi dik durmalı insan,
sadece kendi kökünden gelen kudretiyle
Yazın, kışın, baharda, rüzgarda, sıcakta, karda, yağmurda...
Bir ağaç gibi dik durmalı insan,
Tek başına, yorgun, yalnız ve kederli hissettiğinde bile...
Bazen birinin, hiçbir şey bilmesine gerek yoktur, herşeyi görebilmesi için.
Sen güzel kadın, dik dur içindeki tüm heyecan tükenmiş, ümidin yok olup gitmiş olsa bile. Hiçbir şey aynı kalmaz, er geç hüznün yerini neşe, ümitsizliğin yerini yeni planlar alır.
Sen sadece hayata inanmaya devam et...
2 Temmuz 2012 Pazartesi
Eridim Bittim
Akdeniz sıcağını unutmuş bünyemle birlikte Antalya'ya inince bildiğiniz şapşala döndüm. Sıcak bir hışımla koşup geldi tepeme, bir sağdan tokatladı, bir soldan.
Neyse ki dostlar, anılar ve buz gibi alkol sayesinde aklı serin tutmayı başarıp sağ salim döndük İstanbul serinine. Fırsat bulup gördüğüm dostlarla kucak kucağa, malesef denk gelip de göremediklerime dertlenme derken bitti bir Akdeniz Akşamları operasyonu daha. Dün gece yatak odamın camını açık bırakıp yattıktan yaklaşık bir 3-4 dakika sonra camı kapatmış, pikeme sarılmış buldum kendimi. Hayat böyle serin serin güzel işte :))
Önümüzdeki hafta Ege taraflarına bir göz atayım diye planlıyorum, Kuşadası beni, ben de onu özledim. Bu sefer yalnız gitmiyorum ama... Haydut yavrumla ana oğul düşeceğiz yollara, maceranın dibine vururuz artık kesin. Yavru da yanımda olacağına göre hasret derdimiz de olmayacak, haliyle tatili eylüle bağlamaya kalkmasak bari :))
Kaç yazdır şehirde çakıldık kaldık, azıcık hak ettik bu kadar tatili biz. Oğluma da başarılı geçen okul dönemi üstüne ödül olsun bu hercai tatil, o ne isterse emretsin ben de derhal yapayım. Isaura kedi, yavrunun emrinde :))
Ve tabii bu arada herkese iyi haftalar, temmuzun bu ilk haftasında hep güzel anlar biriksin yüreğinizde...
17 Haziran 2012 Pazar
Akdeniz Akşamları

Az kaldı. Aylardır yaptığımız geri sayım son 5 gününe ulaştı nihayet!!
Şimdi, bu kedi üniversite macerasını bitireli 20 yıla dayanmak üzere. Böyle küt diye söyleyince, yaş da kabak gibi ortaya çıkıyor ama gerçekleri kabul etmek lazım değil mi yani :)
Üniversite arkadaşlarımla tam 6 ay önce "bu yaz Antalya'da buluşsak mı?" diye başladığımız bir sohbet hızla plana dönüştü ve o hafta tarih belirlendi, derhal otel ayarlandı, hatta biletler bile alındı. İşi azıtıp buzzz gibi rakı siparişimizi de verdik, biz turizm mezunları sıcak havada serinlemenin yolunu iyi biliriz haliyle :)
Öyle ya yurtdışından gelenler olucak, işi gücü olup izin alması gerekenler olucak diye pek hassas davrandık organize olma hususunda :)
Ve gün geldi işte. 23-28 Haziran'da Antalya'dayım. Üniversite arkadaşlarım, ev arkadaşlarım, deniz, güneş, hayat benim olucak. Eski dostları ziyaret, nostalji, değerli eski anılar, yeni bir yüzyılda eski yaşanmışlıklara saygı duruşumuzla dopdolu bir hafta geliyor. Bağıra çağıra "Akdeniz akşamları"nı söylemeyen ne olsun!
Güzel geçsin diye dileyin bana :) Bir de o sıcakta ölüp kalmıyım oralarda... Yaş malumunuz :)))
23 Mayıs 2012 Çarşamba
Kıskanıyorum yahu
Kendisi pek farkında olmasa da uzun zamandır "Vay be ne güzel, ne keyifli okuyor" diye özenerek izlemekte olduğum Sevgili Leylak, en sonunda beni tekrar okuma sevdama geri döndürdü, mesut ve bahtiyarım.
Konuyla ilgili son tetikçim Aslı Hayvanımı da hemen deşifre edeyim tabii :)

Daha okumak için seçtiğim kitabımın çok başındayım, keyfim de oldukça yerinde. Ve ben kendime verdiğim gaz ile bu kadarla da kalmadım, "kıskan, kıskan nereye kadar" diyerek üstüne bir de "Kitap ve kahve" konseptli fotoğraf çektim hemen bir hışım. Tabii Leylağın o güzelim porselen fincanları, tiril tiril masaları, insanın içini açan o şıklığını benim fotoğrafımda bulmayı bekliyorsanız, çok beklersiniz. O kadarı zor valla. Benden ancak bu tepedeki görüntü çıktı :)
Uzun süredir bekleyenler arasından, ilk elime gelen kitabı aldım işin aslı. O kadar özlemişim ki kıtlıktan çıkmış gibi okuyorum. Dediğim gibi daha ilk sayfalarını henüz geçtim, fakat bazı yazarların ilk satır heyecanı son ana kadar sürer ya işte öyle birinin kitabına gömülmüş vaziyetteyim. Aldous Huxley yazmış, Cesur Yeni Dünya.
1894'de doğup 1963'te ölmüş olan yazarımız, taaa 1932'de, o günün toplumuna bakarak ve kendisine düşündürdüklerinden yola çıkarak yazdığı bu kitapla geleceği nasıl da yozlaştıracakları bir bir anlatmış bizlere. Tek tip, düşünmeyen, aklına empoze edilenin dışını sorgulamayan, sözde mutlu labaratuvar imalatı insanlardan oluşan bir geleceğin nasıl olacağını okumaktayım.
Okuyalım, okutalım. Okuyan, paylaşan, anlayan, anlatan, tartışan, güzeli ve doğruyu bulan insanlara her zamankinden daha çok ihtiyacı var bu ülkenin.
Leylak ve Aslı'ya teşekkürlerimle,
İmza: Kıskanç Kedi :)
Konuyla ilgili son tetikçim Aslı Hayvanımı da hemen deşifre edeyim tabii :)
Daha okumak için seçtiğim kitabımın çok başındayım, keyfim de oldukça yerinde. Ve ben kendime verdiğim gaz ile bu kadarla da kalmadım, "kıskan, kıskan nereye kadar" diyerek üstüne bir de "Kitap ve kahve" konseptli fotoğraf çektim hemen bir hışım. Tabii Leylağın o güzelim porselen fincanları, tiril tiril masaları, insanın içini açan o şıklığını benim fotoğrafımda bulmayı bekliyorsanız, çok beklersiniz. O kadarı zor valla. Benden ancak bu tepedeki görüntü çıktı :)
Uzun süredir bekleyenler arasından, ilk elime gelen kitabı aldım işin aslı. O kadar özlemişim ki kıtlıktan çıkmış gibi okuyorum. Dediğim gibi daha ilk sayfalarını henüz geçtim, fakat bazı yazarların ilk satır heyecanı son ana kadar sürer ya işte öyle birinin kitabına gömülmüş vaziyetteyim. Aldous Huxley yazmış, Cesur Yeni Dünya.
1894'de doğup 1963'te ölmüş olan yazarımız, taaa 1932'de, o günün toplumuna bakarak ve kendisine düşündürdüklerinden yola çıkarak yazdığı bu kitapla geleceği nasıl da yozlaştıracakları bir bir anlatmış bizlere. Tek tip, düşünmeyen, aklına empoze edilenin dışını sorgulamayan, sözde mutlu labaratuvar imalatı insanlardan oluşan bir geleceğin nasıl olacağını okumaktayım.
Okuyalım, okutalım. Okuyan, paylaşan, anlayan, anlatan, tartışan, güzeli ve doğruyu bulan insanlara her zamankinden daha çok ihtiyacı var bu ülkenin.
Leylak ve Aslı'ya teşekkürlerimle,
İmza: Kıskanç Kedi :)
Etiketler:
An'a dair,
Kitaplar ve Yazarlar
20 Mayıs 2012 Pazar
Pedro Almodóvar / Le Piel Que Habito ( 2011 )
Bir Pedro Almodóvar filmi. "Le Piel Que Habito" orginal ismi ( The Skin I Live In, İngilizce ismi. Türkçeleştirilmiş hali ise "İçinde Yaşadığım Deri" )
Başrolde Antonio Banderas, Elena Anaya ve Marisa Paredes.
Konusu, oyunculuğu ve kurgusu insana 'işte şimdi bir film izledim' dedirtiyor. Trafik kazasında feci halde yanan karısını hayatta tutup, ona yeni bir görünüm kazandırmak isteyen doktor bu mücadelesinde başarılı olacak mı acaba? Yoksa ilerleyen zamanlarda kendimizi bambaşka birinin kabusunu izlerken mi bulacağız?
Çok detay vermek istemiyorum, pek çok festivalde aday gösterilen, bir kaç ödül almayı da başaran İspanyol yapımı bu filmi seyredin diyorum sadece.
Filmin IMDb puanı 7.7/10. Bana sorarsanız notum biraz daha bol, 8.0/10. Bu bol kese meselesinde arada kulağıma çalınan Buika sevgimin rol oynadığını da düşünmekteyim :)
Fragman, detay ve fotoğraf için buyurun işte link
Etiketler:
7. Sanat Sinema ve Emek Verenler
15 Mayıs 2012 Salı
Sahte
Boş yere hiç kandırmayalım kendimizi, hepimiz sahtekarız... Yalpalamaya, evirip çevirmeye, ama diye başlayan cümleler kurmaya hiç gerek yok.
Çocuk suretimizden sıyrıldığımız andan itibaren hızla öğretildi bizlere de büyükcül meziyetler birer birer : sahte olmak, mış gibi yapmak, görmezden gelmek, inkar etmek, beyaz yalanlara sarılmak, olmadı pembesini ileri sürmek, o da yemedi en koyusundan birşeyler uydurmak.
Uyanamadığımız için derse geç kaldığımızda ceza almamak için otobüsün tekerleğini patlattık, "sevmiyorum" demek ayıp olur diye "seviyorum" dedik, hatta "çoook seviyorummm" bile dedik, daha fazla istemek arsızlık olur diye "doydum" dedik, "nasıl durmuş" diye sorana "bok gibi" demek rezalet olur diye "idare eder" dedik, aklımızdakini, kalbimizdekini ortaya koymamak için bin türlü kılıf uydurup yalan yanlış yaşadık gittik işte...
Adına da büyümek dedik!
İçimizdeki çocukla birlikte öldük, kimse farketmedi.Neşemizin kuruyup, endişemizin bizi kemirdiğini biz bile göremedik. Sorumluluklarımız oldu, olgunlaşmak zorunda kaldık, büyürken değişmeliydik. Değiştik. Yeterince sahtekar oluverdik bir anda. Dünya da rezil çamur bir yer oldu, kimseye inanasım da gelmiyor işte bu yüzden. Hepimiz hastayız, hepimizin saklamaya çalıştığı arızaları var. Benimkilerden biri de bu belli ki.
Keşke hiç büyümeseydim diye ağlarken öte yandan bir çocuk büyütüyorum, üstelik "oğlum sen büyüdün artık" diye diye!
Kendimi kötü hissediyorum, en büyük sahtekar benim çünkü :(
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)